Kûn Fe Yekûn... "Ol der ve olur!"

AşK.!!!

AşK..!

İlkte son bulmaktır..!
Başlangıçta bitmektir AŞK..!
Varlıkta yokluğu, yoklukta varlığı bulmaktır..
Aşk; ne hüzün, ne sevinç, ne de hülya...
Aşk; sahili olmayan uçsuz bucaksız bir derya..!
Aşk ne Mecnun,
Aşk ne Leyla......
...Aşk dediğin, yalnızca eşsiz yüce MEVLA..!

28 Ağustos 2010 Cumartesi

'Seni Seviyorum' / 'Biliyorum'





Elinde tuttuğu gazetedeki bir makaleyi okurken duyduğu ses onu kendine getirdi . Yirmili yaşlardaki bir genç yanındaki kıza "Seni seviyorum" diyordu , durağın önünden geçerken . Kızda ona "Biliyorum" diye karşılık veriyordu . O anda gözlerindeki ufak bir ışıltı uzaklara doğru , kadının yosun tutmuş , fosilleşmiş anılarına doğru yol almaya başladı . "Seni seviyorum" diye bir fısıltı çıktı ağzından . En son ne zaman duymuştu onun ağzından o iki kelimeyi . Yıllar önceydi , yaklaşık yirmi sene önce , üniversitede okumaya başladığı ilk sene . O zamanlar daha on dokuz yaşında gencecik. Bir kızdı . Ve bir gün hiç beklemediği bir anda karşısına o çocuk çıkmıştı . İlk başta çocuk ona sevgisini belli etmeye çalışmış o ise bu sevgiden kaçarak kendini unutturmayı denemişti . Ama en sonunda çocuk bir gün onu telefonla arayıp "Seni seviyorum Yeliz" deyip telefonu yüzüne kapattığında anlamıştı başaramadığını . İlk o zaman duymuştu o iki kelimeyi Metin ' den . Birkaç gün sonrada buluşmaya başlamışlardı . Gülmeye başladı Yeliz . İlk buluşmaları gelmişti aklına . Nerdeyse kahkaha atacaktı . Usulca etrafına baktı . Ammada kalabalıktı durak . Rezil olacaktı nerdeyse .Ama o kadar komikti ki ilk buluşmalarındaki ilk konuşmalar . kendisini kız yurdundan almış ve beraber yürümeye başlamışlardı . Önce bir suskunluk devresinden sonra Metin başlamıştı konuşmaya
"Eeee hayat nasıl gidiyor"
" İyi , ya seninki"
"İyiii. Derslerin nasıl"
"İdare eder , ya seninki"
"İdare eder . Kızlar nasıl" ve böyle bir süre uzayıp giden bir diyalog . İlk o gün başlamıştı "Seni seviyorum" demeye . Sonra buluşmaları devam etmiş ve her seferinde defalarca "Seni seviyorum" demiş , kendiside "Biliyorum" diye karşılık vermişti . Ama bir süre sonra korkmaya başlamıştı . Metin İstanbul'da kendisiyse Antalya'da oturuyordu . "Ya Metin' i ölesiye severde ve okul bitip herkes kendi memleketine döndüğünde beni unutursa ve yaralı kalbimle beraber öylece ortada kalırsam" diye kendini zifiri bir karamsarlığa sürüklemeye başlamıştı . Bu yüzden Metin ' e karşı kalbini sıkı sıkıya kapattı . Birden Metin' in yazdığı şiirler geldi aklına sonra ikisinin hayalleri . O , bir gün ünlü bir yazar olabilmeyi , kendiside ikinci bir üniversite daha okuyup bir iş kadını olabilmeyi hayal ediyordu . Metin hayallerine Yeliz ' ide ekliyordu ama Yeliz ' in hayallerinde Metin ' e yer yoktu . Sonuçta her ikiside hayallerini gerçekleştirdi . Yeliz başarılı bir iş kadını olup Ankara ' ya yerleşti , Metin ' de ünlü bir yazar oldu . Kitapları yok satıyor , ayrıca bir ekonomist olarak makaleleri gazetelerde yayınlanıyor , televizyonlarda yorumculuk yapıyordu . Yine şiirler geldi aklına . Metin ' in birde şiir kitabı yayınlanmıştı . Ama başka bir şiir kitabı yayınlanmamıştı . Kendisinden sonra şiir yazmamış mıydı acaba ? Ne kadarda uğraşmıştı Metin , Kalbindeki o kilidi açabilmek için . Ne kadar çabalamış , didinmiş , nasılda çırpınmıştı . Ama kendisi bir türlü buna izin vermemişti . Çünkü gelecekteki mutluluğu için gerekliydi bu ve başarmıştı da . Şimdi özgürdü , iyi bir mevkisi , bol parası ve lüks bir hayatı vardı . O mutlu bir kadındı . "Gerçektende mutlu muyum" diye düşündü . Dudaklarında beliren ufak bir tebessümle beraber "Hayır" dedi kendi kendine . Yıllarca tek başına mücadele etmişti hayatla . Çok zor günler geçirmiş ve hepsinin üstesinden gelmişti . Ama her zaman ona destek olacak birine ihtiyaç duymuştu . Ağladığı zamanlar bir omuz , güldüğünde kendisine karşılık verecek bir yüz , dertlerini , kederlerini , sevincini paylaşacak biri , her zaman yanında olacak bir insanın eksikliğini hissetmişti . Para , mevki , iyi bir hayat veya diğerleri kendisini mutlu etmiyor , sadece egosunu tatmin etmesini sağlıyordu . Çok istediği özgürlüğünün maliyeti yalnızlık olmuştu . Nerede biteceği belli olmayan ve biteceğini de pek sanmadığı o hain yalnızlık . "Kader" diye düşündü . Belki de yıllar önce kendi kaderini kendi yazmıştı . Ve belki Metin ' in kaderini yazan kalemi de kendi ellerinde tutmuştu . Şimdi ne yapıyordu acaba ? Arada bir arardı , Çok enderde olsa arardı . Halini hatırını sorar , birazda havadan sudan bahsederlerdi . Metin' in her telefon edişinde içten içe onun eskisi gibi seni seviyorum demesini beklerdi . Ama ne yazık ki söylememişti . En son Metinden ayrılırken "Seni seviyorum" demişti . Bir ara Metin evlenmiş ama kısa bir süre sonra boşanmıştı . oda bu hayat yolunda yapayalnızdı .
Yeliz bir anda her tarafı inleten bir gök gürültüsüyle kendine geldi . Saatine baktı ve "Neden bu otobüsleri beklediğin zaman gelmezler" diye düşündü . Başını yana çevirdiğinde biraz önceki kızla çocuğun yanında oturduklarını farketti . Çocuk kıza yine "Seni seviyorum" demiş , kızda ona "Biliyorum" diye karşılık vermişti . " Metin " dedi kadın bulutlara bakarak ve bulutlarla beraber ağlamaya başladı . O Metine ağlıyordu , bulutlarsa ona . Tekrar elindeki gazeteye baktı . Bir makalenin altındaki ismi tekrarlamaya başladı ."Metin Erdem" O anda çalan telefonu çantasından çıkardı . Metin yazıyordu telefonun ekranında . Hemen telefonu açıp duraktaki insanlara aldırmadan "Seni seviyorum" diye bağırdı kadın . "Özür dilerim" dedi ağlamaklı bir tonla telefondaki ses . "Ben Metin ' in arkadaşıyım .Onun son isteği sizi sevdiğini söylemem oldu . Başımız sağolsun Metin ' i kaybettik ."
Kadın Metin ' e ağlıyordu , bulutlar kadına , Metinse kaderine ağlıyordu ..


Kör / Görür





İnsanoğlu gözlerini kapattığı zaman ne görür..? 
Ne hisseder..?
Sadece karanlık mı.?
Dipsiz, uçsuz bucaksız bir siyahlık mı.?
Düşünen her insan karanlığın perdesini aralamayı becerebilir.. Kuru bir karanlığı düşünmek yerine aydınlığı düşünen herkes gözlerini aydınlatabilir...
Umut da böyle birşeydir..
Umut ettiği sürece her zaman bir şansı olabilir insanın.. Ayakta kalmasını, gerçeği görmesini sağlayabilir..
Gerçeği arayan herkesin bir şansı olabilir..
Gerçek 'AŞK'ı arayan herkes elbet bir gün bulabilir..
Yapılması gereken tek şey asla vazgeçmemek..
Dünya büyük bir karadelik.. Delmeyi başarabilmek için düşünmek, umut etmek, bahşedilenleri kullanmak yeterli..
Bıraktığı zaman düşeceği karanlık her zaman dünyanın zifiriliğinden fazlası olur..

İnsanoğlu gözlerini kapattığı zaman ne görebilir..?
Bakmayı öğrendiğinde göremeyeceği hiç birşey yoktur...

>>Neslihan<<

Yalnızlığa Dayanırım da..!






    Yalnızlığa dayanırım da,
    Bir başınalığa asla
    Yaşanmak hoş değil, duvarlara baka baka
    Bir dost göz arayışıyla,
    Saat tıkırtısıyla... Korkmam..!
    Geçinip gideriz biz mutluluğa,

    Ama;
    "Günün aydın,
    akşamın iyi olsun"

    Diyen biri olmalı,
    Bir telefon sesi çalmalı,
    Ara sıra da olsa kulağımda...
    Yoksa, zor değil, hiç zor değil,
    Demli çayı bardakta...
    Karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya.

    Ama:
    "Çaya kaç şeker atarsın?"
    Diye soran bir ses olmalı ya
    Ara sıra..!



26 Ağustos 2010 Perşembe

İnsan




İNSAN

İnsan yıkılırken bile "Lamelif" gibi devrilmeli bükülmeden. ( لا )
İnsan sevdiğine atılan kurşunları "Cim" gibi alabilmeli bağrına. ( ج )
İnsan sırtına dağlar yüklendiğinde "Elif" gibi dimdik durabilmeli. ( ا )
İnsan bir ömür "Kef" gibi sevdiğini kucağında taşıyabilmeli. (ك)
İnsan sevdiğine ölürken bile "Te" gibi tebessüm edebilmeli. (ت )
İnsan bir tek RABB karşısında "Mim" gibi secdeye koymalı başını.(م )









25 Ağustos 2010 Çarşamba

Herkesin Bir Kimsesi Var; Bir de Kimsesizliği..!




“Herkesin bir Feride’si vardır ben bilmez miyim
Herkesin bir ayakkabısı gibi bir de şarkısı
Herkesin bir kimsesi vardır ben bilmez miyim
Bir de kimsesizliği…”
diye yazmıştım Feride adlı şiir kitabımda. “Sahi, herkesin bir kimsesi var mıdır? Benim yok” diye sormuştu bir okur da yanıtlayamadığım mektubunda.
Bütün gelenlere, gidenlere, insandan yana pişmanlıklara, yalnızlıklara rağmen, herkesin “biri” ya da “birileri” kalır… Herkesin “birileri”, “kimseleri” olmalı ve kalmalıdır ki, herkes kendi ıssızlığında avunsun; insan kendini avutan bir şeydir…
Bir zamanlar kendime: “Hayatı anlamak mı, hayatı yaşamak mı?” diye sormuş ve anlamayı, dahası anlamaya çalışmayı ve anladıklarımı da yazmayı seçtiğimde, orada kimsesizliğimin, kimselerimden hakiki olduğunu bütün çıplaklığıyla görmüştüm; ben aslında o gün bugündür kimsesizim… Bu yüzden birileri, olsa olsa kimsem değil, kimsesizliğim oluyor benim…
Hayat ve ilişkiler, kimsesizliğinizi kavramanız için çok fırsat sunar size; gerisi size kalmıştır…Ya inanır ya da avunmayı sürdürürsünüz.Bu konuda gerçekten özgürsünüzdür.
Hayatı yaşamayı -veya hem anlamayı hem de yaşamayı- birlikte yeğleyen biri için, kimsesizliğin ıssızlığına yer açabilmek, buna inanmak, bunu kabullenmek doğrusu katlanılır gibi değildir. Bu yüzdendir ki, bütün gelenlere, gidenlere rağmen “herkesin bir kimsesi” kalır; kalmalıdır ki herkesin yaşamı hem yaşanabilir, hem anlaşılabilir, hem de katlanılabilir bir şey olsun…
Belki bu yüzden Dünya’nın yarısı, öbür yarısının kimsesidir…
Dünyanın yarısı, öbür yarısını öper.
Dünyanın yarısı öbür yarısını dolandırarak yaşar.
Dünyanın yarısı mazlumdur, yarısı zalim.
Bunlar, çatışmak zorundadırlar; çatışma hep sürer…
Deliler, şizofrenler, filozoflar ve şairler dışında herkesin bir “kimsesi” vardır; tabii bir de genellikle yok sayılan kimsesizliği… Çünkü insan, hep kimsesine bakan, kimsesizliğini ise inadına yadsıyandır… Bu yüzden “derdini söylemekle ona çare bulmanın aynı şey olmadığını” anlayıncaya dek, hep ağlaya sızlaya koşar dururlar kimselerine; çünkü insan, sürekli avunması ve avutulması gereken bir varlıktır.
Evet, herkesin bir kimsesi bir de kimsesizliği vardır; hangisini seçmek, hangisini görmek ve hangisine inanmak isterseniz orada kalırsınız…

… Orada!

 

Sinirliyim Yaklaşma..!





Hayatın çaresizlikleri bazen insanı ciddi anlamda yoruyor.. Tam her şey bitti, hayat rayına oturdu, kötü dönem atlatıldı deniliyor puffff ve dünyü darma duman..

Şuan sinir sistemimde öyle bir elektrik kaçağı var ki..! Üstüne bir de oruçluyum.. Susuzum.. Bunu söylememeliyim biliyorum ancak sinirlilik ve susuzluk hali birleşince ortaya çıkan karışım Napalm bombasından bile daha tehlikeli olabiliyor..

Bir şekilde sakinleşmem gerekiyordu..

Şarkı mırıldandım olmadı...

Hikayelerini takip ettiğim bir site var, oradan hayal güçlerini zorlayah hikayeler okudum olmadı..

Küfür eden biri değilim ama içimden saydırmaya bayılırım.. Maalesef şimdi onu da yapamıyorum..

Sonunda sinirimi parmaklarıma kadar indirdim ve burayı açıp bu kelimeler ve cümle öbekleriyle boğuşmaya başladım...

Düşürdüğüm cümleler, kırık kelimeler görürseniz lütfen yadırgamayın.. Zira parmaklarımdançıkan ateş demetlerini görseniz oturup buna sükrederdiniz..

Hayır ya... İnsan yediği bir kazığı tekrar yediğini veya yiyeceğini düşünüyorsa asabiyet de kaçınılmaz oluyor..

Bir defa umutsuzluğa düşünce; sığınılar tüm limanlar birer birer batıyor, zaten uzakta olan yıldızlar daha uzağa kaçıyor, güneşle arana ay giriyor, ay ise ortalarda hiç görünmemeyi seçiyor.. Tesadüfen bulduğun kolyen lanetli çıkıyor, tüm efsaneler üzerinde birleşiyor..

Pehhh...Şanssızlık bir kere yapıştı mı yakana silkelemen imkansızlaşıyor sanırım..
Arada ki şaşırtmacalar hasbel kader olanlar.. 
Eh bazen bunlarla yetinmek gerek... 
Susuyorum... 
Ah.. Tabi ki kısa bir süre için... ;)

24 Ağustos 2010 Salı

Şem ile Pervane




Gün dönüpte kamere yenik düşünce
Başlar ızdıraplı geceler…
Giyisileri kanlar içinde şem,
Yeniden yeniden yanmaya başlar AŞK acısıyla
Yüreğindeki ateş her gece daha fazla bitirmekte onu
Kanlar yeniden boşalmaya başlar
Görenler bataklıkta sanır mumu
Ateşten kanı bile ısınmıştır artık
Eski yarelerin üzerinden süzülüp
Yeniden yakmaya başlar onu.
Derken…Duyulur sevdanın feryatları
Yana yana;döne döne yaklaşmakta aşkın ıstırabına
Tam kavuştum derken…

Zalim ateş,kızgın aşk ateşi yakmaktadır tenini
Mum kavuşamayınca ona doğru
Ve sevdasının kavuşamadığını
Kendine ulaşamadığını görünce erimeye başlar
Aşk ateşi yaktıkça yakar mumu
Ya kelebek?Perişan kelebek.
Yakıyor kanatlarını ateş
Her “yaklaşayım,sarılayım” derken yanar kanatları
Yanar,o özenilmiş bezetilmiş eşsiz güzelliği
Bir yandan şem erir aşkından
Bir yandan pervane…
Ateş yaktıkça mumu erir git gide
O kadar ki boğulacak olur kendi kanıyla
Ateş yaktıkça kelebeğin kanatlarını
Ölür gibi olur git gide
Onlar çabaladıkça yandılar,eridiler
Mum bekledikçe,pervane kavuşmaya çalıştıkça
Takatsız kaldı artık ikiside
Mum son kanını akıtmakta
Kelebek kanatsız kalmaya alçalmaya başlamakta.
“Ne tatlıdır ya Rab;bu gönül sevdası
Ne eşsiz ya Rab; bu aşk acısı” dedi şem. ''Ne kadar zormuş ya Rab;şem ile bir şeb
Ne kadar hoşmuş ya Rab:şem ile aşk meşk'' diye haykırdı pervane.
Ve bitti mumdaki kan,öldü O eşsiz sevdasından.
Söndü zalim ve bir o kadarda tatlı aşk acısı
Yığıldı sereserpe pervanenin sevdası
Hasret bitirdi mumu
Dayanamaz pervane!
“Kahrolsun o zaman şemsiz bir şeb”
Bıraktı kendini ölü ve sıcak maşuğun vücüduna
Dayanamadı fazla o da,
O ölümcül sıcaklığa…

Bişeyler, Bişeyler..!


Bir şeyler yazmak için her zaman bir konunun olması gerektiğine inanmışımdır.. 
Ah.. Yazmaya başladım ama aklımda bir konu yok.. Amaçsız, düşünmeksizin başladım parmaklarımı klavyenin üzerinde oynatmaya.. 
Bu gün garip ve anlaşılmaz günlerimden birini yaşıyorum..
Coştum ki bu pek sık görülen bir şey değildir.. Düşüncelerim, içim oldukça coşmuş durumda.. bunun dışarı yansıdığını sanıyorsunuz çok yanılıyorsunuz.. Bu problemlerimden biri.. Her zaman içimde, her zaman yalnız yaşamayı sevenlerden oldum.. Bu blog neden açıldı biliyor musunuz..? Kendi düşüncelerimi bir de bu yolla anlatacağım kendime.. Eh.. Arada bir kaç kişi gelir de "işte bir çatlak daha" derse "eyvallah" diyebilme kabiliyetine de sahibim..
Ama önyargılı olmayalım..Çatlak değilim.. Sadece.... Karmaşık biriyim sanırım.. Kendim bile çözemedim bu kördüğümü.. Iyyy..
Melankolik halleri sevmem, uygulamam ama yazmayı sever, yazılarımda sık sık melankolik havalar estiririm...
Bunun da onlardan biri olacağını sanıyordum ama parmaklarım izin vermiyor... 
Evet bu gün konusunda yanılmamışım.. Az önce ki tatsızlığa rğmen gayet iyi hissediyorum ki sanırım iki saate kalmaz o tatsızlığı da unuturum..
Yazmalı mıydım..?
Hayır..
Aslında taşları yerinden oynatmayı severim...Ayağıma düşürsemde sesim çıkmaz..
Ama yine de tatsız konular geçmişle oldukça uyumlu duruyor.. 
Şimdilik...
;)



Eskiden/Şimdi




ESKİDEN;

Çember çevrilir,

Su musluktan içilir,
Ağaçlara tırmanılırdı.
Bebekler bezden,
Silahlar tahtadan,
Resimler kömür karasından yapılırdı.
Kızlara ninelerinin, erkeklere dedelerinin
İsimleri konulur,
Saatli maarif okunurdu.
Komşuda pişen
Bize...
Bizde pişen komşuya düşerdi.
Geceler ayaz,
Sokaklar karanlık,
Yıldızlar... parlak olurdu.
Turşu, salça, mantı
Evde yapılır,
Karpuz kuyuda soğutulurdu.
Erik ağacının çiçeği,
Pencere camımıza yaslanır,
Güz yaprakları bahçemize düşerdi.
Kardan adam yapılır,
Evlerde soba yakılır,
Kış gecelerinde masal anlatılırdı.
Merdiven çıkılır,
Aidat ödenmez,
Yönetici seçilmezdi.
Evler badanalı,
Sokaklar lambasız,
Mahalleler bekçili olurdu.
Ajans radyodan dinlenir,
Çizgi roman okunur,
Defterlere kenar süsü yapılırdı.
Hayat,
Arkası yarın gibiydi,
Kesintisizdi.
Her gün yaşanacak bir şey vardı.
Herkes kendi düşünü kurar,
Kendi hayatını oynardı.
 

ŞİMDİ;

Şimdi,

Herkes
Yoğun,
Yorgun
Ve
Tek başına..

Nesli'den

Bam bam
Bam bam
Bam bam
Kalbi tüm gücüyle atarken son nefesini aldığının farkında bile değildi.. Hala gerçeği görmek için çabalıyordu.
Nafile çabalar..
Gerçeği elinde olduğu halde görememesi onun aptallığıydı..
Değerini bilememesi onun aptallığıydı..
Ve son saniyelerini kullanamaması tamamen onun aptallığıydı..
Kalbi son kez tekledi..
Dudaklarından kuru bir nefes özgür kaldı..
Ve gerçeğin kollarında, gerçekliğe kavuştu.. ;))

Eski Ramazanlar..!



Hava sıcak.. Yemek yemeyi aramıyor insan ama susuyorum çokça.. Derinlere dalıp gidiyor beynim, yüreğim.. Ruhum bir kapana kısılmış gibi kıvranıp duruyor. Konuşasım yok pek.. Susuyorum çokça.. Çocukluğuma dalıp gidiyorum sık sık. Babamın her akşam özenle yaptırdığı susamlı, yumurtalı pidelerin kokusu geliyor burnuma. Annemin hemen her gece una bulanan elleri hatrımda.. İçim sızlıyor..

İftarların, sahurların mı tadı yok benim mi bilmiyorum..Bizim soframızda babamın o sıcacık pidelerinden olmuyor çoğu zaman.. Yokluktan değil tövbe.. Tembellikten elbet.. 'Kim uğraşacak o pide kuyruklarında şimdi' mantığıyla hareket ediyoruz. Aman uykumuz bölünmesin diye sahura bile kalkmaz olduk. Zaman bizi nasıl da mağlup etmiş kendine..Bizde böyle işte.. Çocukluğumdaki küçük şehrin büyük Ramazan telaşı yok ne yazık.. Biz büyük şehirlerde anlık, küçük telaşlar peşinde koşturup gidiyoruz. Bu sene farklı olsun istiyorum aslında. Daha çok farkedilelim, daha çok affedilelim istiyorum.. Yaşımız ne ki günahımız ne olsun devrini çoktan aşmışız farkına bile varmadan.. Günahımız bırak dizi boyumuzu aşmış gidiyor. Bu sene gitmesin istiyorum. Her anımı O'na vermek istiyorum.Annem gibi sahur bereketini kaçırmamak, babam gibi erkenden sofrayı hazır görmek, Ramazan telaşı yaşamak istiyorum. Yalnızlık zor.. Koca evde iki büyükbir küçük nefesin birbirine baka baka gurbet çekmesi zor. Kalabalık sofraların bereketinden, lezzetinden, muhabbetinden mahrum olmak zor. Bu çağın genci olmakda, yaşlısı olmak da, çocuğu olmak da zor.. Gurbette Ramazan zor...

Hava sıcak. Daralıyor insan. Kirlenmiş ruhlar iyice ağır geliyor bedenlere bu havada. İyi bir yıkamak lazım şunları. Şöyle eze büze,vura vura, döve döve yıkamak.. Bunca yalnızlığın, öksüzlüğün, özlemlerin içinde yine de şükür bizi Ramazan'a kavuşturana.. Bu sene farklı olsun diyorum..Ruhumu arındırmak istiyorum ve kalbimi.. Orucumu yalnız uzuvlarıma deği ruhuma, fikrime tutturduğum, bulduğum her boşlukta secdeye kapandığım, O'ndan bol bol af dilendiğim ve affedildiğim, bunu hissettiğim ve huzurla dolduğum, annem gibi olduğum, midemi değil ruhumu doyurduğum bir Ramazan.. İçimizdeki öksüzlüğü Yaradan, dostlarıyla giderir isterse biliyorum. Soframız şen olur, bahtımız da öyle.. Silinir değil mi bu ölü toprağı üstümüzden.. Biri gelip alsın nolur, boğuluyorum.. Bu sene sıyrılmak istiyorum vesselam.. Bu ölü toprağından, günahlardan, tatsız tuzsuz Ramazan'dan..
O'na sığınıyorum..

Bir Bardak Çay Gibi Ömür.. Afiyet Olsun..!



Bir Bardak Çay Gibi Ömür, Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum…
Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…
Üç Şeye Dikkat Etmek Gerekir Yaşamda…
Göz, Dil Ve Gönül…
Göz ve Dile Hâkim Olmak Zor Ama Gönül'e Hâkimiyet Daha Güç… 
Gönlü Sakınmak Lazım; Kin Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan…
Tereddütte Kalmamak, Ne İstediğini Bilmek Veyahut Neyi İsteyeceğimizi Bilmek…
Arkadaşlık, Dostluk Önemlidir…
Değerini Bilmek Gerekir…
Sevincini Haykırabileceğin Bir Kişinin Çevrende Olması İnsana Hem Güven Hem de Mutluluk Verir…
Kılıç Üzerinde Yürüyeceksin Ama Kılıç Hayatı Ve Seni Kesmeyecek…
Yok, Öyle Yağma…
Kalbini Açık Tutacaksın Hayata…
Kalbin Kör Olursa Gözler Görür mü ki Hiç…
Bütün Kötülükleri Yok Etmek Adına…
İyiliğin Değerini Anlamak İçin Bu Yapılanlar…
Kötülük Olmasaydı İyiliğin Hiçbir Özelliği Kalmazdı…
Onun Değerini Ortaya Çıkarır Kötülük…
Bir Bardak Çay Gibi Ömür…
Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum… 
Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan..
Kalan Kalıntılar Afıyet Olsun...